Kağıt Evler

Sarıgül Çelik

//Kağıt Evler

Cıvıltılar doldu kulaklarıma. Bu esen baharın gönderdiği ulaklardan biri olan rüzgârdı. Orman sakindi. Ayağımın altında dal parçaları çatırdayarak ezilirken ve güneş tüm bereketiyle üzerimde parıldarken yürümeyi sürdürdüm. Yine oraya gidiyordum, o korkunç kazada ailemi kaybettikten sonra hayatımın anlam kazandığı tek yere… Yolda giderken bile içimi bir heyecan kaplıyordu. Son ağaç kümesini de ardımda bıraktıktan sonra nihayet kavuştum, kâğıttan ama kışın bile içimi sevgi ateşiyle saran evime… İçeriye adım attığım anda bütün yüklerimden kurtulmuş gibiydim. Her zamanki gibi, ilk olarak evimin içini karartan perdeyi pencerenin önünden çekip camı açtım. Baharın mis gibi kokusu doldu ciğerlerime. Kuş cıvıltıları adeta bir senfoni oluşturuyordu. Müziği ruhumda hissederek ağır adımlarla ve hiçbir şey düşünmeden evimin bütün duvarlarını kaplayan kitap raflarına yöneldim.  Aslında o kitapların hepsini defalarca okumuştum fakat her okuyuşumda farklı dünyalara gidiyordum. İçimdeki acıyı yalnızca oradaki dostlarımla paylaşabiliyordum. İçlerinden bir tanesini seçip, pencerenin karşısındaki sallanan sandalyeme geçip oturdum. Doğa adeta beni kitabın içine sürüklüyor, hayattan hayata çarpıyordu. Ama canım yanmıyor aksine büyük bir zevk duyuyordum. Bu yüzden kimse bilmesin istiyordum evimi, beni burada kitaplarımla yalnız bıraksınlar istiyordum.

Bir gün yine şehrin kasvetinden, samimiyetsizliğinden, nefes alışlarımı bile zorlaştıran adeta üstüme bir yük gibi çöken havasından kurtulup kâğıttan evime gitmek istedim. Hiç düşünmeden atladım arabama. Şehir dışına çıkınca hemen yolun kenarındaki dar patika yola girdim. Ama ortada tek bir ağaç bile yoktu. Kuşlar da cıvıldamıyordu. Havada genzimi yakan bir duman kokusu vardı. Hemen evime doğru koştum ama yerinde değildi. Büyük bir hayal kırıklığı içinde ne yapacağımı şaşırmış bir durumdaydım. Yerde en sevdiğim kitabımın sayfaları yanmış bir şekilde duruyor fakat kapağındaki masum çocuk gözleri hala bana bakıyordu. İşte o an bir kez daha küsmüştüm hayata. Topladım yerden kitaplarımı, nereye gideceğimi bilmeden sadece yürüdüm. Sırtımda yalnızca bir yığın kırık düş vardı. Kitaplar yanmış ve insanlık büyük bir tehlikeyle karşı karşıyaydı. Ve ben içimden çok sevdiğim bir kitapta geçen sevdiğim bir sözü tekrarladım kendime:

“YENİDEN YAŞAMAYA BAŞLAMAK KOLAY MI?’’

Tabi ki değil, hele bunu tek başına yapmak hiç kolay değil. Hepimiz hayatımızın bir dönenimde bizi çok derinden sarsacak olaylarla karşılaşmışızdır ya da karşılaşma ihtimalimiz çok yüksek. Bu, çok sevdiğimiz birinin ölümü, aile içinde yaşanan olumsuzluklar, maddi durumumuz çok iyiyken aniden gelen bir iflas olabilir. Ya da bunların hiç biri olmasa dahi bazen kendimizi büyük bir boşlukta hissederiz. Mutsuz oluruz ve mutsuz ederiz. Bu ruh halindeyken de çözüm yolları üretmek biraz zor olabilir. O yüzden bir şeylerden destek alma ihtiyacı duyarız. Annemizden, arkadaşlarımızdan bir terapistten belki de kendimizi kandırmaya çalışarak instagramda paylaştığımız çok mutlu bir fotoğrafımızdan. Ama çoğu zaman işe yaramadığını yarasa bile anlık duygu değişiminden başka bir şey olmadığını fark ederiz. Peki hep böyle mi devam edecek? Hep mutsuz ruhlar olarak mı yaşayacağız?

Şimdi size belki de hiç duymadığınız ya da duyup çok ilgilenmediğiniz bir terapi modelinden bahsedeceğim. Terapi dedim diye gözünüz korkmasın sakın. Burada zorla çocukluğunuza inmek isteyen bir psikolog yok. Siz isterseniz çocukluğunuza, isterseniz yüz yaşınızdaki halinize hatta isterseniz hiç karşılaşmadığınız benliğinize kısa seyahatler yapabilirsiniz. Sadece bunları nasıl yapacağınızı fısıldayan ve sizi harekete geçirecek bir danışmanınız olacak. Evet, gelelim o meşhur yolculuğa. Adına “Bibliyoterapi” deniyor. Ve bu terapide okuma zorunluluğu var. Eğer iyileşmek istiyorsanız okumak zorundasınız. Biraz akademik bir şekilde tanımlamak gerekirse, Bibliyoterapi, “doğru zamanda, doğru bireyle, doğru kitabı buluşturmak” demektir.  Kişinin okuduğu ölçüde tedaviye başladığı bir tekniktir. Bu yöntemdeki amaç, kişinin duygusal sorunlarının anlaşılabilmesini sağlamak, hayata karşı uyum sorunlarının aşılmasını gerçekleştirmek ve kişinin içinde bulunduğu ruh halinin tüm detaylarını tanımlamaya çalışmaktır. Bu tedavi sürecinde kişi okuduğu kitaptan yola çıkarak sorun çözmeyi, olaylara farklı açılardan bakmayı, kendi duygu durumunu okuduklarıyla karşılaştırmayı, kendinde anlam veremediği duygulara isim vermeyi öğrenir. Ayrıca kitapla beraber yaptıkları yolculukta sorunları ile ilgili yalnız olmadıklarını fark ederler. Böylece, yaşadıkları şeylerin çok da anormal olmadığını görünce ruhsal bir rahatlama ve huzur yaşarlar. Sanırım bu kadarı sizi Bibliyoterapi hakkında heyecanlandırmıştır.

Orhan Pamuk’un Yeni Hayat kitabı o meşhur cümleyle başlar: “Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.”  Bu giriş cümlesi bizim meşhur bibliyoterapi sürecini çok güzel bir şekilde özetliyor bence, bir gün bir kitap okursunuz ve bütün hayatınız değişir.

Yazar: |2019-01-17T20:09:40+00:0017 Ocak 2019|Blog|

2 Yorum

  1. Etkin 17 Ocak 2019 at 17:07 - Cevapla

    Kesinlikle cok guzel bi yazi.Ben ki kitap okumayi sevmeyen biri olaraktan bu terabi sayesinde kitap okumaya başlıyacam.Bana cok faydali bi yazi oldugu icin yazi sahibine çok tesekkurler 😇

    • Sarıgül Çelik 17 Ocak 2019 at 20:00 - Cevapla

      Ben teşekkür ederim, hep beraber kitaplarla iyileşmek umuduyla 😊

Yorum Yaz